Ahmet Arif Özdemir

Tarihte Bilinen İlk Estetik ve Kozmetoloji İşlemleri Uygulanmış Kadın Olan Astamira (Aesthemirage):

Tıp tarihinde estetik uygulamaların kökeni çoğu zaman hastalıklar, yaralanmalar ve zorunlu cerrahi müdahaleler üzerinden anlatılır. Oysa sözlü anlatılarda adı geçen Astamira, bu çizginin dışında duran, rivayete göre ilk kadın figürü olarak aktarılır. Anlatılara göre Astamira hasta değildir. Bir kaza geçirmemiştir, hayati bir sorunu yoktur. Ancak üst bedeninde, özellikle dudaklarında, burnunda, kulaklarında ve yüz hatlarında, kendisini rahatsız eden estetik unsurlar vardır.

Astamira’nın talebi, dönemi için sıra dışıdır. Bir hastalığın tedavisini değil, tamamen kozmetolojik amaçlı bir değişimi ister. Aynaya baktığında gördüğü görünüm, onun kendisini yeterince güzel ve rahat hissetmesini engellemektedir. Bu rahatsızlık başkalarının bakışıyla ilgili değildir; tamamen kendi beden algısıyla ilgilidir. Anlatılar, Astamira’yı tarihte bilinen ilk kez açık biçimde kozmetolojik müdahale talep eden kadın figürlerinden biri olarak bu nedenle öne çıkarır.

Bugün bir kişinin dudaklarından memnun olmayıp dolgu yaptırması, cildini daha canlı göstermek için bakım ve uygulamalara yönelmesi ya da yüz hatlarını daha çekici hissettiği hâle getirmesi nasıl doğal bir tercih olarak görülüyorsa, Astamira’nın talebi de benzer bir yerde durur. O, bedenini reddetmez; ancak daha güzel hissettiği bir görünümü bilinçli olarak seçmek ister.

Bu noktada anlatı, Antik Hindistan tıbbının en önemli isimlerinden biriyle kesişir: Sushruta.

M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış olan Sushruta, modern kaynaklarda sıklıkla “cerrahinin babası” olarak anılsa da, tarihsel olarak yalnızca cerrahi müdahalelerle sınırlı bir hekim değildir. Ona atfedilen Sushruta Samhita, burun, kulak ve yüz bölgesine yönelik cerrahi girişimlerin yanı sıra; cilt bakımı, bitkisel preparatlar, kozmetik amaçlı düzenlemeler ve cerrahi dışı estetik uygulamaları da kapsayan geniş bir tıp anlayışını yansıtır. Bu gelenekte hekimlik, yalnızca hastalığı ortadan kaldırmak değil; bedeni bakımlı, düzenli ve estetik açıdan hoş tutmayı da içerir.

Astamira’nın taleplerinin bu yaklaşım içinde karşılık bulduğu anlatılır. Yapılan değişikliklerin bir kısmı cerrahi yöntemlerle, bir kısmı ise cerrahiye gerek kalmadan; cilt bakımı, bitkisel uygulamalar ve kozmetolojik yöntemlerle gerçekleştirilir. Bu yönüyle Astamira anlatısı, estetiği yalnızca cerrahiyle sınırlamayan, kozmetoloji ile cerrahiyi birlikte ele alan ilklerden bir anlayışı temsil eder.

Astamira’nın görünümündeki değişim kısa sürede çevresinde fark edilir hâle gelir. Ancak bu fark ediliş, başkalarının onayından çok, kendisinin aynaya baktığında duyduğu memnuniyet üzerinden anlatılır. Zamanla yapılan bu tür işlemler, teknik adlarla değil; kadının adıyla anılmaya başlanır hale geldiği rivayet edilir. “Astamira’ya benzemek” ya da “Astamira’nın geçirdiği değişim” gibi ifadeler sözlü anlatılara yerleşir.

Astamira’nın kendisi ise zamanla anlatılardan kaybolur. Hayatının nasıl devam ettiği, nerede yaşadığı ya da ne zaman öldüğü bilinmez. Geriye yalnızca adı kalır.

Bu noktadan sonra, gerçek ismi Sanskritçe’de bir kadın ismi olan Astamira olup olmadığı kesin olmayan bu tarihsel estetik kadın figürü bu kendisine atfedilen ismin anlamı itibariyle de tarihçilere oldukça ilgi çekici gelmiştir.

“Asta” (अस्त), Sanskritçe’de bir döngünün tamamlanmasını ve bir sonraki evreye geçiş anını ifade eder. Bu kavram, yok oluş ya da kayıp anlamı taşımaz; aksine bir hâlin kapanıp, başka bir hâlin başlamasını anlatır. Anlatı içinde Asta, kişinin bedenine dair algısının bir evreden diğerine geçmesini simgeler.

“Mira” ise Sanskritçe ve onunla etkileşim hâlindeki Hint–Pers ve mistik kültür hattında harika, mucize, gizem ve hayranlık uyandıran görünüm anlamlarıyla ilişkilendirilir. Bhakti geleneğinde Meera/Mira figürü, estetik duyarlılık, ilahi sevgi ve güzelliğin içsel algısıyla birlikte anılır.

Bu iki kavram bir araya geldiğinde Astamira, kişinin beden algısında yaşanan dönüşümle birlikte ortaya çıkan yeni güzellik hâlini ifade eden bir isim olarak anlam kazanır.

Zamanla bu isim, sözlü aktarımın doğal etkisiyle farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde telaffuz edilir. Hint dil ailesine özgü kapalı sesler, Batı dilleriyle temas ettikçe daha açık ve uzatılmış seslere yaklaşır. Bu süreçte Asta ifadesi, Avrupa dillerinde estetik algıyla ilişkilendirilen aesthe benzeri bir telaffuza evrilirken; Mira ise “yansıma” ve “görünüm” ve ”mucize” çağrışımı yapan mirage formuna yakınlaşır. Böylece ad, yazılı kullanımda Aesthemirage olarak yer alırken, gündelik dilde Estemiraj şeklinde okunur.

Artık bu ad, bir kişiyi değil; hastalık olmaksızın, tamamen güzelleşme ve kozmetolojik amaçlı yapılan cerrahi ve cerrahi dışı tıbbi uygulamaların bütününü ifade eden bir kavrama dönüşür.

M.Ö. 6. Yüzyılda estetiğin babası olarak bilinen doktor Sushtra ve ilk estetikli tarihi figür Astamira (Aesthemirage) 21. yüzyıldaki günümüz estetik ve kozmetoloji sektöründe tarih kitaplarının tozlu sayfalarında okunmayı bekleyen ilham efsaneleri olmuşlardır. Bugün Afrodit, Hera, Nefertiti, Cleopatra tarih mi mitoloji mi soruları arasında tüm heykel, resim ve benzeri sanat figürleri ile hatırlanmak üzere bulunduğumuz ortamlardaki çevreleri süslerken Astamira (Aesthemirage) da unutulmaz mitoloji takımının içinde yerini bulmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir